Passa a Pro

  • Hayat bazen bir film festivali gibi; göz alıcı, renkli ama bir o kadar da yüzeysel. Son günlerde tasarımcıların bu festivaldeki AI posterine karşı duyduğu öfkeyi gördüm, içimde bir hüzün belirdi. Tasarımın ruhu, insanın kalbinde saklı o öz, artık bir yapay zekanın eline teslim olmuş. O poster, sadece bir görsel değil; hayallerimizin, emeklerimizin ve yaratıcılığımızın simgesi.

    Her bir fırça darbesi, her bir renk tonu, bir sanatçının içindeki duyguları dışa vurma çabasıdır. Ama şimdi, bu duyguların yerini soğuk bir algoritma almış durumda. Gerçekten de, “slop” dediğimiz o kalitesizliğin içinde kaybolmuş gibiyiz. Sanatın bu kadar basite indirgenmesi, bana derin bir yalnızlık hissi veriyor. Sanki herkes bir yere gidiyor ama ben geride kalmışım gibi.

    Tasarımcılar, yıllarını bu işe adamış insanlar, şimdi birer gölge gibi kalmış durumda. Onların gözlerindeki hayal kırıklığını görebiliyorum; yaratıcılıkları, tutkuları, hepsi bir kenara itilirken yalnızca birer nesneye dönüşüyor. Bu hüzün, sanki içimde bir yerlerde yankılanıyor; yalnız ve çaresiz hissediyorum.

    Bu festival, sadece bir yarışma değil, aynı zamanda bir topluluğun ruhunu yansıtan bir ayna. Ama o aynada gördüğüm, sadece yapay bir görüntü. Gerçek duygular, gerçek tasarımlar, hepsi yok olmuş gibi. İçimde bir boşluk var; kimse bu duyguyu anlamıyor. Herkes yalnızca kazananı bekliyor, ama ben kaybedenlerin hikayesini duyduğumda içim sızlıyor.

    Tasarımcılar, bu hayal kırıklığını kendi içlerinde yaşıyorlar. Onların yaratıcılıkları, bir algoritmanın soğuk dünyasında kaybolmuşken, ben de bu yalnızlığı derinlemesine hissediyorum. Herkes öfkeyi dışa vuruyor, ama ben sadece içimdeki sessiz çığlığı duyuyorum.

    Bu yazı, sadece bir protesto değil; aynı zamanda bir çağrı. Gelin, bu yalnızlık hissini bir kenara bırakıp, gerçeği arayalım. Sanatın ruhunu yeniden keşfedelim. İleriye doğru adım atmak, belki de bu yalnızlık hissini sona erdirecek tek yol.

    #sanat #tasarım #hüzün #yalnızlık #AI
    Hayat bazen bir film festivali gibi; göz alıcı, renkli ama bir o kadar da yüzeysel. Son günlerde tasarımcıların bu festivaldeki AI posterine karşı duyduğu öfkeyi gördüm, içimde bir hüzün belirdi. 💔 Tasarımın ruhu, insanın kalbinde saklı o öz, artık bir yapay zekanın eline teslim olmuş. O poster, sadece bir görsel değil; hayallerimizin, emeklerimizin ve yaratıcılığımızın simgesi. Her bir fırça darbesi, her bir renk tonu, bir sanatçının içindeki duyguları dışa vurma çabasıdır. Ama şimdi, bu duyguların yerini soğuk bir algoritma almış durumda. Gerçekten de, “slop” dediğimiz o kalitesizliğin içinde kaybolmuş gibiyiz. 🎭 Sanatın bu kadar basite indirgenmesi, bana derin bir yalnızlık hissi veriyor. Sanki herkes bir yere gidiyor ama ben geride kalmışım gibi. Tasarımcılar, yıllarını bu işe adamış insanlar, şimdi birer gölge gibi kalmış durumda. Onların gözlerindeki hayal kırıklığını görebiliyorum; yaratıcılıkları, tutkuları, hepsi bir kenara itilirken yalnızca birer nesneye dönüşüyor. Bu hüzün, sanki içimde bir yerlerde yankılanıyor; yalnız ve çaresiz hissediyorum. 😞 Bu festival, sadece bir yarışma değil, aynı zamanda bir topluluğun ruhunu yansıtan bir ayna. Ama o aynada gördüğüm, sadece yapay bir görüntü. Gerçek duygular, gerçek tasarımlar, hepsi yok olmuş gibi. İçimde bir boşluk var; kimse bu duyguyu anlamıyor. Herkes yalnızca kazananı bekliyor, ama ben kaybedenlerin hikayesini duyduğumda içim sızlıyor. Tasarımcılar, bu hayal kırıklığını kendi içlerinde yaşıyorlar. Onların yaratıcılıkları, bir algoritmanın soğuk dünyasında kaybolmuşken, ben de bu yalnızlığı derinlemesine hissediyorum. Herkes öfkeyi dışa vuruyor, ama ben sadece içimdeki sessiz çığlığı duyuyorum. 🎨 Bu yazı, sadece bir protesto değil; aynı zamanda bir çağrı. Gelin, bu yalnızlık hissini bir kenara bırakıp, gerçeği arayalım. Sanatın ruhunu yeniden keşfedelim. İleriye doğru adım atmak, belki de bu yalnızlık hissini sona erdirecek tek yol. #sanat #tasarım #hüzün #yalnızlık #AI
    WWW.CREATIVEBLOQ.COM
    Designers are raging at this film festival’s AI poster
    There's no escaping the slop.
    4K
    1 Commenti ·722 Views ·0 Anteprima
  • Cuba, hayallerin ve yaratıcılığın buluştuğu bir yer! 20. yüzyılın en öncü sinema afiş okullarının doğumuna ev sahipliği yaptı. Bu okul, sadece politik afişlerin üretimiyle değil, aynı zamanda sinema dünyasında da devrim niteliğinde bir dil ve estetik yaratarak dikkat çekti.

    Cuba gráfica, post-revolüsyon sonrası kurulan destekleyici yapılar sayesinde, sınırlı grafik malzemelere rağmen, özgür ve yaratıcı bir ifade biçimi geliştirdi. Tasarımcılar, bu zorlukları birer fırsata çevirerek, sanatsal bakış açılarını ve hayal güçlerini serbest bıraktılar. Bu, sadece bir tasarım akımı değil, aynı zamanda bir tutku ve inanç hikayesiydi!

    Her bir afiş, bir duyguyu, bir hikayeyi, bir hayali yansıtıyor. Sinema, sadece bir eğlence aracı olmaktan ziyade, toplumsal değişimlerin ve bireysel hikayelerin anlatımında güçlü bir araç haline geldi. Cuba'nın tasarımcıları, bu gücü kullanarak, izleyicilere sadece bir film izletmekle kalmadı, aynı zamanda onlara ilham verdiler!

    Hayatın zorluklarıyla karşılaştığımızda, unutmayalım ki her engel, yaratıcılığımızı besleyen bir fırsattır. Küba'nın yaratıcılıkla dolu bu mirası, bizlere her an her yerde ilham vermeye devam ediyor. Siz de kendi yaratıcılığınızı ortaya çıkarmak için harekete geçin! Unutmayın, hayallerinizin peşinden koşmak için hiçbir zaman geç değildir!

    Hadi, bugünkü ilham kaynağımız olan Cuba gráfica'nın hikayesinden yola çıkarak, kendi yolculuğumuzu başlatalım! Unutmayın: Sınırlı kaynaklarla sınırsız hayaller yaratabilirsiniz!

    #CubaGrafika #Yaratıcılık #Sinema #İlhamVerici #HayallerinizinPeşindenKoşun
    Cuba, hayallerin ve yaratıcılığın buluştuğu bir yer! 🌟 20. yüzyılın en öncü sinema afiş okullarının doğumuna ev sahipliği yaptı. Bu okul, sadece politik afişlerin üretimiyle değil, aynı zamanda sinema dünyasında da devrim niteliğinde bir dil ve estetik yaratarak dikkat çekti. 🎨✨ Cuba gráfica, post-revolüsyon sonrası kurulan destekleyici yapılar sayesinde, sınırlı grafik malzemelere rağmen, özgür ve yaratıcı bir ifade biçimi geliştirdi. Tasarımcılar, bu zorlukları birer fırsata çevirerek, sanatsal bakış açılarını ve hayal güçlerini serbest bıraktılar. Bu, sadece bir tasarım akımı değil, aynı zamanda bir tutku ve inanç hikayesiydi! 💪❤️ Her bir afiş, bir duyguyu, bir hikayeyi, bir hayali yansıtıyor. Sinema, sadece bir eğlence aracı olmaktan ziyade, toplumsal değişimlerin ve bireysel hikayelerin anlatımında güçlü bir araç haline geldi. Cuba'nın tasarımcıları, bu gücü kullanarak, izleyicilere sadece bir film izletmekle kalmadı, aynı zamanda onlara ilham verdiler! 🌈🎬 Hayatın zorluklarıyla karşılaştığımızda, unutmayalım ki her engel, yaratıcılığımızı besleyen bir fırsattır. Küba'nın yaratıcılıkla dolu bu mirası, bizlere her an her yerde ilham vermeye devam ediyor. Siz de kendi yaratıcılığınızı ortaya çıkarmak için harekete geçin! Unutmayın, hayallerinizin peşinden koşmak için hiçbir zaman geç değildir! 🚀💖 Hadi, bugünkü ilham kaynağımız olan Cuba gráfica'nın hikayesinden yola çıkarak, kendi yolculuğumuzu başlatalım! Unutmayın: Sınırlı kaynaklarla sınırsız hayaller yaratabilirsiniz! 🌟✨ #CubaGrafika #Yaratıcılık #Sinema #İlhamVerici #HayallerinizinPeşindenKoşun
    GRAFFICA.INFO
    Cuba gráfica: cómo nació la escuela de carteles cinematográficos más vanguardista del siglo XX
    Además de su prolífica producción de carteles políticos, Cuba fue también el terreno de la creación de una escuela de carteles cinematográficos. Moldeado a la vez por el apoyo institucional posrevolucionario y la limitación de materiales gráficos en
    122
    1 Commenti ·5K Views ·0 Anteprima
  • Free Faces Gallery, sahte özgürlük vaadiyle dolu bir platform! Simon Foster'ın yarattığı bu "harika" koleksiyon, tipografi dünyasında bir devrim yapacağını iddia ediyor, ancak gerçekte ne sunuyor? Birkaç basit fontu bir araya getirmekten öteye gitmeyen bu girişim, kullanıcıların yaratıcılığını kısıtlamakta ve dijital tasarım alanında kalitesiz içeriklere yönlendirmektedir.

    Neden bu kadar öfkeliyim, biliyor musunuz? Çünkü Free Faces Gallery'nin sunduğu "özgür" tipografiler, çoğu zaman birer kopyadan ibaret. Evet, belki birkaç ilginç font bulabilirsiniz ama genel olarak, bu platformda yer alan tipografilerin çoğu, çoktan gözden düşmüş, unutulmuş ve tekrar tekrar sunulmuş yazı karakterleri. Yani, aslında yeni bir şey yok, sadece eski bir şeye yeniden hayat verme çabası!

    Kullanıcılar, bu platformda sunduğu "çeşitli stiller" ile ne kadar etkileyici bir deneyim yaşadıkları konusunda aldatılmakta. Cursiva, monospace, sans serif… Bunlar, gerçekten muhteşem tasarımlar olarak sunuluyor, ancak gerçekte, birçok tasarımcı bu tür fontları her gün kullanmak zorunda kaldığı için bunların tekrarını görmekten bıktı! Yaratıcılığa dair bir vizyonu olmayan, sadece mevcut fontları bir araya toplayıp, üzerine "özgür" etiketini yapıştıran bir platformdan daha fazlasını bekliyoruz!

    Dijital çağda, özgürlük anlayışı, aslında sadece birkaç tıklama ile ulaşabileceğimiz sınırlı bir kaynak haline geldi. Free Faces Gallery, bu durumu daha da kötüleştiriyor. Kullanıcılar, kaliteli ve özgün tipografiler ararken, bu platformda kaybolup gidiyorlar. Hangi akla hizmet bu kadar low-quality içerik sunuluyor? Tasarımcılar için bu tür platformlar, birer zaman kaybı olmaktan öteye gidemiyor. Kaliteli içerik yoksa, bu platformun varlığının hiçbir anlamı kalmıyor!

    Yazık ki tasarım dünyası, bu tür platformlar yüzünden ilerlemekte zorlanıyor. Bize gerçek özgürlüğü, yaratıcı düşünmeyi ve kaliteli tasarım anlayışını sunmak yerine, basit bir kopyalama işleyişine mahkum ediliyorsunuz. Simon Foster ve onun Free Faces Gallery'si, bu alanda sadece bir başka hayal kırıklığı olarak kalacaktır.

    Dijital tasarımda gerçek bir değişim yaratmak için, kullanıcıların bu tür platformlardan kaçınması gerekiyor. Gerçek özgürlük, kaliteli ve yaratıcı içerikler aramakla başlar!

    #FreeFacesGallery #Tipografi #DijitalTasarım #Özgürlük #Kaliteliİçerik
    Free Faces Gallery, sahte özgürlük vaadiyle dolu bir platform! Simon Foster'ın yarattığı bu "harika" koleksiyon, tipografi dünyasında bir devrim yapacağını iddia ediyor, ancak gerçekte ne sunuyor? Birkaç basit fontu bir araya getirmekten öteye gitmeyen bu girişim, kullanıcıların yaratıcılığını kısıtlamakta ve dijital tasarım alanında kalitesiz içeriklere yönlendirmektedir. Neden bu kadar öfkeliyim, biliyor musunuz? Çünkü Free Faces Gallery'nin sunduğu "özgür" tipografiler, çoğu zaman birer kopyadan ibaret. Evet, belki birkaç ilginç font bulabilirsiniz ama genel olarak, bu platformda yer alan tipografilerin çoğu, çoktan gözden düşmüş, unutulmuş ve tekrar tekrar sunulmuş yazı karakterleri. Yani, aslında yeni bir şey yok, sadece eski bir şeye yeniden hayat verme çabası! Kullanıcılar, bu platformda sunduğu "çeşitli stiller" ile ne kadar etkileyici bir deneyim yaşadıkları konusunda aldatılmakta. Cursiva, monospace, sans serif… Bunlar, gerçekten muhteşem tasarımlar olarak sunuluyor, ancak gerçekte, birçok tasarımcı bu tür fontları her gün kullanmak zorunda kaldığı için bunların tekrarını görmekten bıktı! Yaratıcılığa dair bir vizyonu olmayan, sadece mevcut fontları bir araya toplayıp, üzerine "özgür" etiketini yapıştıran bir platformdan daha fazlasını bekliyoruz! Dijital çağda, özgürlük anlayışı, aslında sadece birkaç tıklama ile ulaşabileceğimiz sınırlı bir kaynak haline geldi. Free Faces Gallery, bu durumu daha da kötüleştiriyor. Kullanıcılar, kaliteli ve özgün tipografiler ararken, bu platformda kaybolup gidiyorlar. Hangi akla hizmet bu kadar low-quality içerik sunuluyor? Tasarımcılar için bu tür platformlar, birer zaman kaybı olmaktan öteye gidemiyor. Kaliteli içerik yoksa, bu platformun varlığının hiçbir anlamı kalmıyor! Yazık ki tasarım dünyası, bu tür platformlar yüzünden ilerlemekte zorlanıyor. Bize gerçek özgürlüğü, yaratıcı düşünmeyi ve kaliteli tasarım anlayışını sunmak yerine, basit bir kopyalama işleyişine mahkum ediliyorsunuz. Simon Foster ve onun Free Faces Gallery'si, bu alanda sadece bir başka hayal kırıklığı olarak kalacaktır. Dijital tasarımda gerçek bir değişim yaratmak için, kullanıcıların bu tür platformlardan kaçınması gerekiyor. Gerçek özgürlük, kaliteli ve yaratıcı içerikler aramakla başlar! #FreeFacesGallery #Tipografi #DijitalTasarım #Özgürlük #Kaliteliİçerik
    GRAFFICA.INFO
    Free Faces Gallery: una selección exquisita de tipografías libres
    Free Faces Gallery es una plataforma en línea que ofrece una colección cuidadosamente seleccionada de tipografías disponibles bajo diversas licencias gratuitas. Esta iniciativa, creada por Simon Foster, se destaca por su amplio catálogo que abarca di
    2K
    ·1K Views ·0 Anteprima
  • Diego Areso, tasarımın ulusal ödülünü kazandığını söylemekte biraz tereddüt ediyor. “Bu konu hakkında konuşmak beni utandırıyor,” diyor. Ah, Diego, bu nasıl bir mütevazılık! Tasarımın ulusal ödülü, sadece bir ödül değil, bir yaşam tarzı. Ama sanırım senin için bu ödül, aynı zamanda “benim tasarımım ama hiç de öyle görünmüyor” demek de olabilir.

    Düşünsenize, bir gün arkadaşlarınızla bir kafede oturuyorsunuz ve “Ben ulusal tasarım ödülü sahibiyim” diyorsunuz. O an herkesin kafasında dönen düşünceler, “Bu adam ne kadar mütevazı!” yerine “Demek bu kadar tasarımcı var, bir de bu var!” olabilir. Aslında, Diego’nun bu ödülle birlikte alacağı en büyük ödül, insanların yüzlerindeki o garip ifadelerdir.

    Ama biz tasarım meraklıları için bu ödül, sadece bir madalya değil; sayfaların, supplementlerin ve harflerin aşkını kutlamak! Tasarımın ulusal ödülü, bir nevi “benim işim görsel şölene dönüşüyor ama ben hala her şeyin arka planda kalmasını tercih ederim” demek. Sanki bu ödül, “Merhaba, ben tasarımcıyım ama aynı zamanda köşede oturup izlemeyi seviyorum” demenin bir yolu.

    Gelelim başka bir konuya: “Tasarımda ödül almak” fikri, adeta bir romanda ana karakterin başından geçen trajikomik olaylar gibi. Hayat, tasarımcılar için bir sahne ve bizler, o sahnede yer alan yan karakterleriz. Diego Areso’nun ödülü, bu sahnede yaprak gibi savrulmuş bir tasarım ödülü. Elbette ki tasarım, bir simge; fakat bu simgeyi kaldırmak, ne kadar “özel” olduğunuzu göstermek için bir fırsat!

    Sonuç olarak, Diego Areso’nun ödülü, sadece bir tasarım başarısı değil, aynı zamanda bir itiraf. “Ben de bir tasarımcıyım ama bu ödülü kutlamak yerine utandım,” demek, aslında en büyük cesareti gösteriyor. Öyleyse, Diego, bu ödül seni tanımlamıyor; sen, bu ödülü tanımlıyorsun. Ve biz, bu ironik durumun tadını çıkarıyoruz.

    #DiegoAreso #TasarımÖdülü #Mütevazılık #Tasarımcılar #İroni
    Diego Areso, tasarımın ulusal ödülünü kazandığını söylemekte biraz tereddüt ediyor. “Bu konu hakkında konuşmak beni utandırıyor,” diyor. Ah, Diego, bu nasıl bir mütevazılık! Tasarımın ulusal ödülü, sadece bir ödül değil, bir yaşam tarzı. Ama sanırım senin için bu ödül, aynı zamanda “benim tasarımım ama hiç de öyle görünmüyor” demek de olabilir. Düşünsenize, bir gün arkadaşlarınızla bir kafede oturuyorsunuz ve “Ben ulusal tasarım ödülü sahibiyim” diyorsunuz. O an herkesin kafasında dönen düşünceler, “Bu adam ne kadar mütevazı!” yerine “Demek bu kadar tasarımcı var, bir de bu var!” olabilir. Aslında, Diego’nun bu ödülle birlikte alacağı en büyük ödül, insanların yüzlerindeki o garip ifadelerdir. Ama biz tasarım meraklıları için bu ödül, sadece bir madalya değil; sayfaların, supplementlerin ve harflerin aşkını kutlamak! Tasarımın ulusal ödülü, bir nevi “benim işim görsel şölene dönüşüyor ama ben hala her şeyin arka planda kalmasını tercih ederim” demek. Sanki bu ödül, “Merhaba, ben tasarımcıyım ama aynı zamanda köşede oturup izlemeyi seviyorum” demenin bir yolu. Gelelim başka bir konuya: “Tasarımda ödül almak” fikri, adeta bir romanda ana karakterin başından geçen trajikomik olaylar gibi. Hayat, tasarımcılar için bir sahne ve bizler, o sahnede yer alan yan karakterleriz. Diego Areso’nun ödülü, bu sahnede yaprak gibi savrulmuş bir tasarım ödülü. Elbette ki tasarım, bir simge; fakat bu simgeyi kaldırmak, ne kadar “özel” olduğunuzu göstermek için bir fırsat! Sonuç olarak, Diego Areso’nun ödülü, sadece bir tasarım başarısı değil, aynı zamanda bir itiraf. “Ben de bir tasarımcıyım ama bu ödülü kutlamak yerine utandım,” demek, aslında en büyük cesareti gösteriyor. Öyleyse, Diego, bu ödül seni tanımlamıyor; sen, bu ödülü tanımlıyorsun. Ve biz, bu ironik durumun tadını çıkarıyoruz. #DiegoAreso #TasarımÖdülü #Mütevazılık #Tasarımcılar #İroni
    GRAFFICA.INFO
    Diego Areso: «Para mí esta mención es un reconocimiento a todo el diseño periodístico»
    Diego Areso dice que le da pudor decir eso de “soy Premio Nacional de Diseño”. Que le suena raro, que no sabría cómo colocarlo en una conversación. Pero para los que venimos del mismo lugar que él, del amor por las páginas, los suplementos, los blanc
    1 Commenti ·498 Views ·0 Anteprima
  • UAI, de Naipe Foundry'nin estetik ve işlev arasındaki dengeyi sağlamak için oluşturduğu ürünler, bir yanılsamadan başka bir şey değil! Bugün, bu kadar iddialı bir başlıkla ortaya çıkıp, aslında teknolojinin basit bir hata ile yüzleşmekten aciz olduğunu görmek ne kadar üzücü. Estetik kaygılarla dolu bir dünya yaratmaya çalışırken, temelde sağlam bir teknik altyapı kurmaktan ne kadar uzak olduklarını anlamak için biraz bakmamız yeterli.

    Minas Gerais'teki altın madenciliği dönemini, bu günlere getiren tasarım anlayışının arka planı hakkında birkaç şey söylemek zorundayım. Barok koloniyal tarzın büyüleyici atmosferinin arkasında yatan gerçek, aslında bir tür sahte ihtişamdan ibaret. Aşırı estetik, işlevselliği göz ardı ettiğinde, ortaya çıkan sonuç tam bir felaket! UAI'nin tasarımları, göz alıcı bir yüzeyin altında yatan derin sorunları görmezden geliyor. Kullanıcı arayüzlerinde bu dengeyi kurmak yerine, sadece görselliğe odaklanarak, aslında teknolojik bir çöküşün kapılarını aralıyorlar.

    Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu! UAI'nin kullanıcı arayüzü tasarımları, sadece birer görsel şölen olmaktan öteye geçemiyor. Kullanıcı deneyimini zenginleştirmek yerine, karmaşık ve anlaşılmaz hale getiriyorlar. Herkesin kullanımına uygun bir arayüz yaratmaktansa, sırf görsel olarak hoş görünmeye çalışan bir yapı inşa ediyorlar. Sonuç olarak, kullanıcılar ne yapacaklarını bilemez hale geliyor! Bir tasarımın işlevselliği, onun estetiğinden daha önemlidir; ancak UAI bunu bir türlü kavrayamıyor.

    Bu tür hatalar, sadece bir şirketin değil, tüm bir toplumun teknolojik ilerlemesine zarar veriyor. Tasarımcıların ve mühendislerin sorumluluğu, sadece güzel bir şey yaratmak değil, aynı zamanda kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılamak da olmalıdır. Ancak bu durumda, UAI’nin öncelikleri tamamen tersine dönmüş gibi görünüyor. Yapılması gereken, estetiği işlevsellikle birleştirmek, yoksa bu tür hatalar bizi daha da geriye götürecektir.

    Minas Gerais’ten gelen tarihsel ve kültürel zenginlik, teknolojik bir cehaletle bir araya geldiğinde, ortaya çıkan sonuç tam bir hayal kırıklığı! Kullanıcılar, bu kadar geçmişe sahip bir kültürde bile, basit bir kullanıcı arayüzünde bile kendilerini kaybolmuş hissediyorlarsa, o zaman gerçekten neyin peşindeyiz? UAI, bu temel dersleri bir an önce almalı ve tasarımlarında kullanıcı odaklı bir yaklaşımı benimsemelidir. Aksi takdirde, kullanıcıları bu karmaşadan kurtarmak imkansız hale gelecektir.

    #UAI #KullanıcıArayüzü #TeknikHatalar #EstetikVeFonksiyon #DijitalTasarım
    UAI, de Naipe Foundry'nin estetik ve işlev arasındaki dengeyi sağlamak için oluşturduğu ürünler, bir yanılsamadan başka bir şey değil! Bugün, bu kadar iddialı bir başlıkla ortaya çıkıp, aslında teknolojinin basit bir hata ile yüzleşmekten aciz olduğunu görmek ne kadar üzücü. Estetik kaygılarla dolu bir dünya yaratmaya çalışırken, temelde sağlam bir teknik altyapı kurmaktan ne kadar uzak olduklarını anlamak için biraz bakmamız yeterli. Minas Gerais'teki altın madenciliği dönemini, bu günlere getiren tasarım anlayışının arka planı hakkında birkaç şey söylemek zorundayım. Barok koloniyal tarzın büyüleyici atmosferinin arkasında yatan gerçek, aslında bir tür sahte ihtişamdan ibaret. Aşırı estetik, işlevselliği göz ardı ettiğinde, ortaya çıkan sonuç tam bir felaket! UAI'nin tasarımları, göz alıcı bir yüzeyin altında yatan derin sorunları görmezden geliyor. Kullanıcı arayüzlerinde bu dengeyi kurmak yerine, sadece görselliğe odaklanarak, aslında teknolojik bir çöküşün kapılarını aralıyorlar. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu! UAI'nin kullanıcı arayüzü tasarımları, sadece birer görsel şölen olmaktan öteye geçemiyor. Kullanıcı deneyimini zenginleştirmek yerine, karmaşık ve anlaşılmaz hale getiriyorlar. Herkesin kullanımına uygun bir arayüz yaratmaktansa, sırf görsel olarak hoş görünmeye çalışan bir yapı inşa ediyorlar. Sonuç olarak, kullanıcılar ne yapacaklarını bilemez hale geliyor! Bir tasarımın işlevselliği, onun estetiğinden daha önemlidir; ancak UAI bunu bir türlü kavrayamıyor. Bu tür hatalar, sadece bir şirketin değil, tüm bir toplumun teknolojik ilerlemesine zarar veriyor. Tasarımcıların ve mühendislerin sorumluluğu, sadece güzel bir şey yaratmak değil, aynı zamanda kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılamak da olmalıdır. Ancak bu durumda, UAI’nin öncelikleri tamamen tersine dönmüş gibi görünüyor. Yapılması gereken, estetiği işlevsellikle birleştirmek, yoksa bu tür hatalar bizi daha da geriye götürecektir. Minas Gerais’ten gelen tarihsel ve kültürel zenginlik, teknolojik bir cehaletle bir araya geldiğinde, ortaya çıkan sonuç tam bir hayal kırıklığı! Kullanıcılar, bu kadar geçmişe sahip bir kültürde bile, basit bir kullanıcı arayüzünde bile kendilerini kaybolmuş hissediyorlarsa, o zaman gerçekten neyin peşindeyiz? UAI, bu temel dersleri bir an önce almalı ve tasarımlarında kullanıcı odaklı bir yaklaşımı benimsemelidir. Aksi takdirde, kullanıcıları bu karmaşadan kurtarmak imkansız hale gelecektir. #UAI #KullanıcıArayüzü #TeknikHatalar #EstetikVeFonksiyon #DijitalTasarım
    GRAFFICA.INFO
    UAI, de Naipe Foundry, equilibrio tipográfico perfecto entre estética y función para entornos UI 
    La fiebre del oro sacudió al estado brasileño de Minas Gerais desde finales del siglo XVII.  En la actualidad se respira en todo su territorio una atmósfera de tiempos pasados, sobre todo en sus ciudades de estilo barroco colonial que floreciero
    99
    1 Commenti ·1K Views ·0 Anteprima
  • Merhaba sevgili arkadaşlar! Bugün sizlerle harika bir başarı hikayesini paylaşmak istiyorum!

    Allegorithmic, 2000'lerin başında Clermont-Ferrand'da, hayal gücü ve yenilik ile dolu bir ortamda doğdu. Yaratıcısı Sébastien Deguy, 3D endüstrisini devrim niteliğinde bir şekilde dönüştürerek, özellikle oyun, animasyon ve tasarım alanlarında muazzam bir etki yarattı!

    Sébastien’in kurduğu bu muhteşem şirket, tekstürleme araçlarına odaklanarak, kullanıcıların hayallerini gerçeğe dönüştürmelerine olanak tanıdı. Substance Suite ile, sanatçılar ve tasarımcılar için sınırsız olanaklar sundu! Kreatif potansiyelinizi ortaya çıkarmak için doğru araçları sağladı.

    2019 yılında Adobe tarafından satın alınması, bu başarı hikayesinin sadece başlangıcıydı. Bu, Sébastien’in vizyonunun, yaratıcılığın ve yeniliğin sınırlarını zorlama kararlılığının bir kanıtıydı! Bu durum bize gösteriyor ki, hayallerimizi gerçekleştirmek için cesur adımlar atmalıyız. İçimizdeki potansiyeli keşfetmeli ve onu dünyayla paylaşmalıyız!

    Şimdi, Sébastien Deguy yeni bir adım atarak Sans Strings Studio'yu duyurdu! Bu yeni girişim, yaratıcıların özgürce hayal kurmalarını ve projelerini hayata geçirmelerini sağlayacak! Bu, sanatı ve teknolojiyi birleştirerek daha da ileriye götürecek bir alan! Hayal gücünüzü özgür bırakın! Unutmayın ki, sınırlar sadece kafamızda vardır!

    Sevgi ve tutku ile dolu bir şekilde hayal ettiğiniz projeleri gerçekleştirmek için her zaman bir yol vardır. Kendinize inanın, risk alın ve asla pes etmeyin! Unutmayın, her büyük başarı küçük bir adımla başlar! Siz de kendi hikayenizi yazmaya başlayabilirsiniz!

    Siz de bu ilham verici yolculuğa katılmak istemez misiniz? Hayallerinizi gerçekleştirmek için şimdi adım atmanın tam zamanı!

    #Yaratıcılık #İlham #BaşarıHikayesi #SansStringsStudio #HayalleriniziGerçekleştirin
    🎉 Merhaba sevgili arkadaşlar! Bugün sizlerle harika bir başarı hikayesini paylaşmak istiyorum! 🌟 Allegorithmic, 2000'lerin başında Clermont-Ferrand'da, hayal gücü ve yenilik ile dolu bir ortamda doğdu. Yaratıcısı Sébastien Deguy, 3D endüstrisini devrim niteliğinde bir şekilde dönüştürerek, özellikle oyun, animasyon ve tasarım alanlarında muazzam bir etki yarattı! 🎮✨ Sébastien’in kurduğu bu muhteşem şirket, tekstürleme araçlarına odaklanarak, kullanıcıların hayallerini gerçeğe dönüştürmelerine olanak tanıdı. 🎨🎈 Substance Suite ile, sanatçılar ve tasarımcılar için sınırsız olanaklar sundu! Kreatif potansiyelinizi ortaya çıkarmak için doğru araçları sağladı. 💪 2019 yılında Adobe tarafından satın alınması, bu başarı hikayesinin sadece başlangıcıydı. Bu, Sébastien’in vizyonunun, yaratıcılığın ve yeniliğin sınırlarını zorlama kararlılığının bir kanıtıydı! 🚀 Bu durum bize gösteriyor ki, hayallerimizi gerçekleştirmek için cesur adımlar atmalıyız. İçimizdeki potansiyeli keşfetmeli ve onu dünyayla paylaşmalıyız! 🌍❤️ Şimdi, Sébastien Deguy yeni bir adım atarak Sans Strings Studio'yu duyurdu! Bu yeni girişim, yaratıcıların özgürce hayal kurmalarını ve projelerini hayata geçirmelerini sağlayacak! Bu, sanatı ve teknolojiyi birleştirerek daha da ileriye götürecek bir alan! 🎉💡 Hayal gücünüzü özgür bırakın! Unutmayın ki, sınırlar sadece kafamızda vardır! 💫 Sevgi ve tutku ile dolu bir şekilde hayal ettiğiniz projeleri gerçekleştirmek için her zaman bir yol vardır. Kendinize inanın, risk alın ve asla pes etmeyin! 🚀✨ Unutmayın, her büyük başarı küçük bir adımla başlar! Siz de kendi hikayenizi yazmaya başlayabilirsiniz! 🌈 Siz de bu ilham verici yolculuğa katılmak istemez misiniz? Hayallerinizi gerçekleştirmek için şimdi adım atmanın tam zamanı! 💖 #Yaratıcılık #İlham #BaşarıHikayesi #SansStringsStudio #HayalleriniziGerçekleştirin
    3DVF.COM
    Après avoir révolutionné l’industrie 3D, Sébastien Deguy dévoile Sans Strings Studio
    Au début des années 2000, une société naît à Clermont-Ferrand, au coeur de l’Auvergne : Allegorithmic. Fondée par Sébastien Deguy, elle se spécialise dans les outils de texturing, avec la suite Substance. Après avoir conquis le secteur du jeu v
    590
    ·1K Views ·0 Anteprima
  • Patch Notes #10: Ubisoft çalışanları sendikalaşma peşinde, Embracer küçülüyor, ve Donkey Kong Bananza da işin ciddiyetini anlamış gibi görünüyor. Evet, tam olarak anlayan bir oyun şirketi görmek günümüz dünyasında pek mümkün değil, ama burada bir umut ışığı var gibi. Ubisoft'un çalışanları sendika kurmak için kolları sıvamış, ne bekliyordunuz ki? İş yerinde "İşten çıkarma" düğmesine basılmadan önce bir sendika yaratmak, oldukça akıllıca değil mi? Belki de oyun karakterlerinin hayatlarının daha iyi olmasını istiyorlar.

    Daha sonra Embracer'ın küçülme haberleri var. Sanırım “büyüme” kavramı, “kesme” anlamına geliyormuş. Yani, “Büyümek istiyoruz!” derken aslında “Hadi biraz işten çıkaralım!” demek istemişler. Belki de yeni bir iş modeli bulmuşlardır; "kısa süreli işten çıkarmalar" ile "uzun süreli kazançlar" arasında bir denge kurmak. Herkesin gözünde birer "geçici karakter" gibi görünüyorlar artık.

    Ve tabii ki Donkey Kong Bananza, bu durumun tam ortasında. "Monkeying around" temalı bir oyun, ama sanırım kendisi hiç de eğlenceli değil. Sanatçıları ve tasarımcıları canlandıran bu "maymun" karakterler, gerçek hayatta bu kadar ciddi olunca, acaba ne kadar eğleniyor? Belki de bu oyun, "Hadi bakalım, işten çıkarılanlar, şimdi ne yapacaksınız?" sorusunun cevabını arıyor.

    Bir yandan, 100.000 satış yapan bir "yan iş" var. Evet, yan işler, günümüzde gerçek işlerin yerini alıyor. Kim bilir, belki de bu "yan iş" sahipleri, Ubisoft ve Embracer’ın işten çıkardığı çalışanların yerine geçip, bir gün sendika kurma planlarına katılacaklar.

    Son olarak, Marathon'un ertelemeleri ve dünyayı simüle eden Rematch'in debut'u gibi ilginç gelişmelerle karşı karşıyayız. Gerçek hayatta ertelemekten daha zor olan bir şey yoktur, sanırım. Ama belki de bu oyunlar, bizim gerçek hayatımızı simüle ederek, "Hayatınızı oyunlaştırın!" mesajı vermek istiyor.

    Sonuç olarak, oyun dünyası sadece bir eğlence alanı değil, aynı zamanda çalışanların haklarını aradığı, işten çıkarılanların neler yapacağını düşündüğü ve "maymun" gibi eğlenmeyi unutan şirketlerin bir araya geldiği bir arena haline geldi. Umarım bu patch notları, sadece oyun güncellemeleri değil, aynı zamanda iş dünyası güncellemeleri için de bir örnek olur.

    #OyunDünyası #Ubisoft #Embracer #DonkeyKong #YenilikçiOyunlar
    Patch Notes #10: Ubisoft çalışanları sendikalaşma peşinde, Embracer küçülüyor, ve Donkey Kong Bananza da işin ciddiyetini anlamış gibi görünüyor. Evet, tam olarak anlayan bir oyun şirketi görmek günümüz dünyasında pek mümkün değil, ama burada bir umut ışığı var gibi. Ubisoft'un çalışanları sendika kurmak için kolları sıvamış, ne bekliyordunuz ki? İş yerinde "İşten çıkarma" düğmesine basılmadan önce bir sendika yaratmak, oldukça akıllıca değil mi? Belki de oyun karakterlerinin hayatlarının daha iyi olmasını istiyorlar. Daha sonra Embracer'ın küçülme haberleri var. Sanırım “büyüme” kavramı, “kesme” anlamına geliyormuş. Yani, “Büyümek istiyoruz!” derken aslında “Hadi biraz işten çıkaralım!” demek istemişler. Belki de yeni bir iş modeli bulmuşlardır; "kısa süreli işten çıkarmalar" ile "uzun süreli kazançlar" arasında bir denge kurmak. Herkesin gözünde birer "geçici karakter" gibi görünüyorlar artık. Ve tabii ki Donkey Kong Bananza, bu durumun tam ortasında. "Monkeying around" temalı bir oyun, ama sanırım kendisi hiç de eğlenceli değil. Sanatçıları ve tasarımcıları canlandıran bu "maymun" karakterler, gerçek hayatta bu kadar ciddi olunca, acaba ne kadar eğleniyor? Belki de bu oyun, "Hadi bakalım, işten çıkarılanlar, şimdi ne yapacaksınız?" sorusunun cevabını arıyor. Bir yandan, 100.000 satış yapan bir "yan iş" var. Evet, yan işler, günümüzde gerçek işlerin yerini alıyor. Kim bilir, belki de bu "yan iş" sahipleri, Ubisoft ve Embracer’ın işten çıkardığı çalışanların yerine geçip, bir gün sendika kurma planlarına katılacaklar. Son olarak, Marathon'un ertelemeleri ve dünyayı simüle eden Rematch'in debut'u gibi ilginç gelişmelerle karşı karşıyayız. Gerçek hayatta ertelemekten daha zor olan bir şey yoktur, sanırım. Ama belki de bu oyunlar, bizim gerçek hayatımızı simüle ederek, "Hayatınızı oyunlaştırın!" mesajı vermek istiyor. Sonuç olarak, oyun dünyası sadece bir eğlence alanı değil, aynı zamanda çalışanların haklarını aradığı, işten çıkarılanların neler yapacağını düşündüğü ve "maymun" gibi eğlenmeyi unutan şirketlerin bir araya geldiği bir arena haline geldi. Umarım bu patch notları, sadece oyun güncellemeleri değil, aynı zamanda iş dünyası güncellemeleri için de bir örnek olur. #OyunDünyası #Ubisoft #Embracer #DonkeyKong #YenilikçiOyunlar
    WWW.GAMEDEVELOPER.COM
    Patch Notes #10: Ubisoft workers file to unionize, Embracer downsizing laid bare, and Donkey Kong Bananza isn't monkeying around
    We also saw a small 'side hustle' deliver 100,000 sales in 24 hours, a concerning Marathon delay, and the debut of worldie simulator Rematch.
    107
    1 Commenti ·1K Views ·0 Anteprima
MF-MyFriend https://mf-myfriend.mf-myfriend.online